beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ekşi beşiktaş!!


burada kimseye, demirören'i ne kadar sevmediğimi ispatlayacak değilim.. bilen biliyor zaten.. hatta bu konuyu abarttığımı, demirören yüzünden beşiktaşa küsülmemesi gerektiğini söyleyen varken bile, ben, sürekli protesto edilmesi gerektiğini, gidene kadar, yapılabilecek ne varsa yapılması gerektiğini savundum..

ama ekşi beşiktaşa baktığımda, ne yazık ki, gerçek beşiktaşlı değilmişim. neden peki?? kendi sitelerinde yaptıkları ve ne kadar kişiye ulaştığı bile belli olmayan bir organizasyona katılmadığım için..

öncelikle neden katılmadım?

bu protesto, çok baştan savma başladı, yani gerektiği kadar duyurulmadı. orada burada haberler çıktı diyeceksiniz ama, ne kadar haber çıkarsa çıksın, bu protesto genele yayılmadı..

yani ne oldu? 15. dakikada çıkacak kişilerin az olması demek, yönetimin artık taraftarın desteğini arkasına aldığı anlamına gelecekti. nitekim öyle oldu.. katılım çok az oldu.. ama 15. dakikadan sonra da, o stadda, yıldırım demirören yeter diye bağırıldı.

ekşi beşiktaş oluşumu, kaliteli yazarlardan oluşuyor, sık sık okumakta olduğum bir site ama, kimse haddini aşmamalı.. kimse, insanları, kendi yaptığı bir protestoya katılmadığı için etiketleme hakkına sahip değildir.

ne istemişiz?


aslında fazla bir şey istemedik biz. her yıl kupalara ambargo koyalım, en çok taraftar bizde olsun, en çok formayı biz satalım, kartalcell'in satışları rakipleri katlasın istemedik..
ama en azından o kongre, beşiktaşın vicdanını yansıtsaydı, 3 kuruşluk menfaatleriniz için, koskoca kulübü satmasaydınız.
sizin için oyuncak belki, veya menfaatlerinizi gerçekleştirmek için bir araç ama, bu kulüp bizim için, bizim gibi milyonlarca insan için, o kadar şey ifade ediyor ki..
kime anlatıyorum ki, yetmez yıldırım demirören yetmez sloganları ile kutlamışlar seçim zaferlerini..
bugünü unutmayın.. yetmez diye bağırıp gülen suratları unutmayın.. elbet bir gün hesap sorulacağı gün gelecek.. o stada giremeyecek duruma geleceksiniz.
yazılacak binlerce şey var ama, en üzüldüğüm, hatalarından ders aldı artık, bu sefer iyi yönetecek diye düşününler.. işte hatasından ders alan başkanın ilk icraati, sözleşmesinin bitmesine yarım sezon kala, bonservisine 7,5 milyon euro verip ülkerden aldığı delgado'nun sözleşmesini yarım sezon daha dondurmak olmuş..
yaptıkları, yapacaklarının teminatı..

saldır beşiktaşım oleeey


evet, sezona kötü başladık
evet, gol atamıyoruz
evet, kadroda eksikler var
evet, hocanın sisteminde eksiklikler var
evet, forvet hattımız beceriksiz...

zaten çok alışkın değiliz uzun süreli başarılara.. daha 5. haftası oynanan lig için takıma küsecek değiliz ya..

manchaster ile oynayacağız yarın..

güldür yüzümüzü beşiktaş..

not: resimdeki fotoğraf, herhangi bir maç değil, taraftara açık antrenmana aittir..

cem dizdar soru-cevap


hikaye'ye şöyle başlayayım. cem dizdar'a, blogumda yayınlamak üzere birkaç soru sormak istediğimi belirten bir mail attım. cevap gelir mi, gelmez mi diye düşünürken, attığım mailden tam 9 dakika sonra kendisinden cevap geldi. teşekkür ederek, sorduğum sorulara ve yanıtlara geçiyorum..


- Beşiktaş taraftarı yönetimi protesto etmemekle hata mı yapıyor?

Öncelikle sıklıkla düşülen bir hatayı düzeltmek gerekiyor. Taraftar denen
topluluk 'tek bir aklı' olan kalabalık değildir. Farklı akıllar, farklı
gruplar bir aradadır. Taraftarı birbirine bağlayan şey 'akıl' değil,
'duygudur'. Haliyle yönetimi protesto etme noktasında 'hata mı yapılıyor?'
türünden bir soru zaten doğru olmaz. Bence hata yapılmıyor..
Ancak yapılmış olsa bu da iyi bir şey olur. Çünkü, böyle bir anlayışla kulüp
yöneten ekip değil de kim protesto edilir bu hayatta, değil mi?

- Camianın ileri gelenlerinden bir kısmının (Rahmi Koç, Fikret Orman,
Tuncay Özilhan vs.) kongre öncesi toplanma isteği doğru bir hareket mi? Bu
toplantı sonucu çıkabilecek adayın şansı nedir?


Biliyorsunuz böyle bir toplantı zaten gerçekleşemedi. Gerçekleşse de benim
açımdan önemli değildi zaten. Ben isimlere değil politikalara bakarım.
Ayrıca ben Fikret Orman dışında adını zikrettiğiniz isimlerin başkanlığa
aday olma ihtimalini hem görmüyorum, hem de gerekli bulmuyorum.


- Çarşının basında çok fazla öne çıkması, bunun sonucunda gelen
popülarite, grubu yıprattı mı?


Sanmam. Niye yıpratsın! Ama takımın iki üç sezondur istenilen seviyede
olmayınca ve yönetim dengelerine itiraz etme konusunda biraz çekingen
davranılması taraftar arasında bir hoşnutsuzluğa neden olduysa bile bu
geçici bir durumdur ve zaten de geçti. İçerideki son 5/6 maçta eski düzene
ve ahengine kavuştu tribün....

unutulmaz maçlar 2


beşiktaş 2 kocaelispor 1

liseyi bitirdiğim sene, 2002 yılı. üniversiteye başlamama rağmen, lisebjk'nin içindeki aktif görevim nedeniyle liseden kopamadım :)

yaz boyunca yapılan hazırlıklar, t-shirt'ler, pankartlar, kombine organizasyonları derken, beklediğimiz gün geldi çattı. eski açık tribünün, numaralı tarafında, asya kartalları ile birlikte yer alacaktık.

aslında benim için bir nevi deplasman oldu. bir nevi diyorum, yazlıktaydım çünkü :)
yaz ayı olmasına rağmen, o gün hava biraz enteresandı. enteresandı, çünkü, bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu. silivri-ev arası yol alırken, maça gideceğimi öğrenen yanımdaki amca, bu havada maç olmaz, ertelenir diyerek, bana moral (!) vermeye çalışıyordu. eve geldiğimde hala yağmur durmamıştı. babamdan, "aptal mısın oğlum, bu havada maça mı gidilir, hasta olursan kombineni kırarım" şeklinde destek aldıktan sonra, maça doğru yola çıktım. stada erken girmemiz gerekiyordu çünkü o gün. bu arada duran yağmur, işin sevindirici tarafıydı. 

stadın oraya geldiğimde, sayımızın beklediğimden fazla olması beni sevindirmişti. pankartları astık, yener miyiz, yenilir miyiz, bu sene şampiyon olurmuyuz muhabbetleri arasında maç başladı.

ilk maç, grubun kendini bir şekilde gösterme maçı olduğundan, ekstra efor sarfediyorduk. ilk yarı sonunda ses falan kalmamıştı bende. ikinci yarı, meşale ve sis bombaları atmayı düşündüğümüz sırada, ercüment isimli arkadaşımızın, sis bombasını yanlış zamanda açması, birçok insanın, kocaeli golünü koridorda haber almasını sağladı.

kocaeli öne geçince, tribündeki herkes, bu senede bitti abi, bu takım daha şampiyon olamaz muhabbetleri yaparken, ahmet yıldırımın garip golü geldi. garip diyorum, çünkü ortayı zago yapıyor, kafayı ahmet yıldırım vuruyordu. iki defans oyuncusu (ali güneşin pasında, koray'ın golü var bi de :) ) . artık maç bitti derken, ofsayt falan denilen bir gol geldi. sanırım herkes, yanındakini dövmek için bu golü bekliyordu. gol olduğu an bir yandan yumruk yiyor, bir yandan tekme atıyordum. 

hemen ardından, "oleey, oley oley oley, şampiyooon beşiktaaaş". 

umut fakirin ekmeği..


geldiği günden beri, mustafa denizli'nin maç sonu açıklamalarına dikkat ediyorum. oynanan futbolda en ufak bir iyileşme yok, sahadaki futbolcular bile hala takımın hangi sistemle oynadığını bilmiyor, ama açıklamalar her geçen hafta daha umut dolu..

26. hafta lider olacaktık. şimdi 28 diyor.

hayır, benim sorunum "aa, 26. hafta lider olamıycaz, tüh" değil. nedir bu umut dağıtıcılığı anlamıyorum.. ligin 15. haftasında, puan farkı kapanır diyordu, 21. haftaya geldik, hala puan farkı korkutmuyor diyor. amacın 3. olmak falansa, korkutmaması normal ama, 4 takımla çekiştiğin bir dönemde, nasıl korkutmaz bu puan farkı, anlamıyorum ben. 

belki biz gereğinden fazla karamsarız.. hani beşiktaşlıyız ya, melankoliğiz ya..

kanser mi ediceksiniz lan???


daha öncede yazdım.. bu hafta yine aynı şey, yine yazmam lazım..

ya tamam, şanssız olursun, bir veya iki oyuncun kötü gününde olur.. ama bütün takımın ruh gibi oynaması nedir ya? siz değil misiniz, transfer taksidiniz gecikince, takım kaptanını başkana yollayıp paranızı isteyen, siz değil misiniz, yılda milyon euro'lar kazanan? oynayacaksın arkadaşım.. sen o kadar para kazanıyorsan, takım halinde kötü olamazsın. insanlar senin peşinden 1000 km yol geliyorsa, eşşek gibi oynayacaksın. 

unutulmaz maçlar - 1


fenerbahçe:3 beşiktaş:4

sabah 9'da başlamıştı o günün koşuşturmacası.. taksimde ata (niko diye de bilinir) ile buluşup, beşiktaşa inip, arkadaşlar vasıtasıyla bilet işini hallettik. vapurla toplu olarak gidileceği için, maç saatini beklemeye başladık beşiktaşta. kazanın yanındaki parkta oturmaca, semtte dolaşmaca derken, vapura binme zamanı gelmişti bile.. vapura binerken, turnikede görevli bulunan abinin, ''herkes jetonunu alsın arkadaşlar'' uyarıları tabii ki bir sonuç vermezken, vapurun hareket etmesi ile birlikte, makara başlamıştı. bir grup kaptanın yanına gitmeye çalışırken, diğer bir tarafta, bir grup, vapurun bi tarafına toplanarak, vapuru batırmaya çalışıyordu!!

iskeleye gelince bazı olaylar yaşandı fakat bunları anlatmak yersiz. topluluk psikolojisinin doğal sonuçları..

içeri girdiğimizde, aziz yıldırım, bizlere çok hoş bir sürpriz yapmıştı. su satışı yoktu..

fener tribünlerinin, rıza çalımbay'ın kapıcı olan babasıyla dalga geçmek amacıyla, ''rıza efendi, 2 ekmek 1 süt'' pankartı, seviye konusunda gelinen durumun son noktasıydı..

maç başladı, biz attık, fener attı, biz attık fener attı.. tekrar biz attık :)

3-2 öndeyken, hakemin hatalı penaltısını, kırmızı kartla süslemesi, maçı tarihe geçiren olayların başlangıcıydı.. 3 oyuncu değişiklik hakkımızı kullandığımız için, kaleye pancu geçti. penaltı gol oldu, alex, 3-3'e razı değiliz, zaten kalecileri yok, 10 kişiler diye düşündüğünden, topu alıp santraya götürdü.. fenerde oyuna hoijdonk girdi, gol atmaları için yeteri kadar süre vardı..

fenerbahçe kaleye şutlar atıyor, pancu kurtarıyor, mucize şekilde top kıçlara başlara çarpıp içeri girmiyordu..

sonra bir ara topun fener ceza sahasının oralarda olduğunu gördüm, ibrahim akın birşeyler yaptı, sonra ceza sahası dışına doğru gitti, ali güneş topu koray'a verdi..

tek hatırladığım, koray'ın şutundan sonra, top gitti ve bir yerde takıldı.. orada anladım ağlara gittiğini ve tribünde olan herkes gibi, bende golden sonraki en az 3 dakikayı yarı baygın geçirdim.. nedendir bilinmez, biz gol atana kadar, fenerbahçenin gol atacağından emin olan ben, bizim golden sonraki 5 dakikada fenerin gol atamayacağından da bir o kadar emindim.

maç bitti, staddan çıktık, iskeleye kadar tezahuratlarla gittik (iskeleye yürürken bizi evinden alkışlayan fenerli abiye ayrıyetten saygılar). 

insan kaç kez böyle zevkler yaşar bilemiyorum ama, ben o gün orada olmaktan hala gurur duyuyorum..

gitsene be??


muhalefet düğmeye basmış.. hemde ciddi isimler.. kulüp değil, ülke yönetirler valla..

rahmi koç, tuncay özilhan, serdar bilgili, hüsnü güreli, nevzat demir, affan keçeci, fikret orman, mehmet kazancı, erol kaynar, hikmet çetin ve süleyman seba.. 

affan keçeci dışındakiler gayet mantıklı gözüküyor. 

tuncay özilhan'ın final serisinde bizi pota altına sıkıştırma olayı var fakat, belki haberi yoktur diyip geçiyorum.

rahmi koç, benim beklemediğim, sürpriz bir isimdi.. umarım ağırlığını koyar..

serdar bilgili ve hüsnü güreli, yöneticiliği bilen insanlardı.. 101. yıldaki faciadan sorumlu tutulamazlar.

nevzat demir, iyi bir beşiktaşlı.. fakat del bosque için söyledikleri yüzünden hala gıcığım..

hikmet çetin, hayalimdeki beşiktaş başkanı..

tribündergi forumunada yazdım gerçi.. forumun moderasyon kadrosu, bu kulübü daha iyi yönetir demirören'den zaten..

saldırın lan ernst gelmiş


aynen böyle yapıldı bizim medya tarafından.. schalke'nin ön liberosunu aldı beşiktaş.. evet ya, bildiğiniz o alman takım var ya, alman liginde, onun ön liberosu. biz sevindik, almanlar üzüldü, bizim basın ne yapmaya çalıştı çözemedik.. neymiş efendim, almanlar kına yakıyorlarmış gittikleri için.. yok ya? bide alman milli takımı kariyeri var ama, bizim basın için pek önemli değil.. bir anda adam, almanyanın sıradan, ''kariyersiz'' bir oyuncusu haline geldi.. ulan schalke'de oynayan adam daha ne kariyer yapacak? şimdi ligin tozunu atan lincoln, geldiğinde cl kupası apoletiyle mi indi atatürk havalimanına??

allah sizi ıslah etsin beyler

herşeyimizsin..


Atak yapsınlar hoca!!


o kadar umrumuzda değil aldıkları puanlar. şampiyon olmuşlar, olmamışlar pek umursamıyoruz. beşiktaşı seviyoruz biz. kazanın, kaybedin önemli değil, ama beşiktaş amblemi varsa o giydiğiniz formada, atak yapın bari be!!

bobo brezilya milli takımında


fenerbahçe stadının locasında maç izleyen dunga'nın, beşiktaşlı bobo'yu milli takıma davet etmesi, basınımız için şok bir gelişme, geldiği günden beri kendisini takip eden biz beşiktaşlılar içinse, sevindirici ve beklenilen bir olay..


sene sonunda bu adam satılıp, yerine 4 tane gereksiz oyuncu demirören tarafından kadromuza katılırsa, tadından yenmez..


tebrikler bobo..

o ahlaksızsa bunu verelim???


savunmasında malum sıkıntılar yaşayan takımımız, legrotallie'yi ertuğrul sağlam'a beğendiremedi (kendisi şu an juve'de banko oynamakta), diatta'yı oynatmadan gönderdi, boumsong'u ikna edemedi (juventus kadrosunda), melberg'i juventus'a kaptırdı (juventus gibi başına taş düşsün emi!!), son olarak, dino drpiç'le anlaştı. fakat imza aşamasına gelindiğinde, bu futbolcunun, kendi liginde oynadığı bir karşılaşmada, rakip takım taraftarlarına, çok afedersiniz ama poposunu gösterdiğini öğrendik (teşekkürler youtube). bu transfer olacak mı, olmayacak mı derken, öğlen saatlerinde, dino drpiç'in takım arkadaşı olan Gordon Schildenfeld ile sözleşme imzalandı.. eh, zagreb'in en bereketli kampı oldu galiba antalya kampı..

bir rekor daha!!


şampiyonlar liginde, en farklı mağlubiyet rekorunu bu yıl alan beşiktaşımız, adını bu sefer, başarı ile duyurdu. mücadele ettiği uleb kupası gruplarında, oynadığı 10 maçıda kazanan ekibimiz, bu alandaki rekorun sahibi oldu. avrupa arenasında başarıya pek alışık olmayan bünyelerimize biraz yabancı geldi aslında..

neyin sevgisi bu??


aslında hiçbir mantıklı sebebi yok.. okulu uzatma ihtimaline rağmen, sınava çalışmak yerine, soğuk bir hafta içi günü, beşiktaşın, şimdi adını bile hatırlayamadığım yabancı bir takımla oynadığı hazırlık maçına gitmemin sebebini sorsalar, verebileceğim mantıklı bir cevap yok.. yine olsa yine yaparmısın diye sorarsanız, hiç düşünmeden 'evet' derim..
 
Free Hit Counter